9 Ocak 2014 Perşembe
Ahmet Ümit: Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
Polisiye roman o kadar sevmem ama Ahmet Ümit yazdıysa o kitap okunmalıdır. Polisiyenin içerisine bu kadar güzel betimlemeleri sığdıran, hem meraklandırıp hem de kitabın bitmemesini istediğim nadir yazarlardandır Ahmet Ümit.
Onunla ilk tanışmam Aşk Köpekliktir ile oldu. İçerisinde öykülerin olduğu bir kitaptı son hikayenin ise adı Aşk Köpekliktirdi ve polisiye tadında bir hikayeyiydi. O kitaptan sonra çok sevdim Ahmet Ümit'i ve her kitabını okumaya çalıştım. Ama hızına yetişemedim, okuyamadığım 4 tane kitabı var. Tanınmasını sağlayan Patasana'yı bile okuyamadım daha, kitaplıkta duruyor. İnşallah en yakın zamanda okuyacağım ama asıl son kitabı olan Beyoğlu'nun en Güzel Abisi'ni okumayı istiyorum. Okuyanlardan dinleyip çok merak ettim, henüz alamadım ama aldığım an hemen okumaya başlayacağım.
En sevdiğim kitabı Kar Kokusu oldu. Orada yarattığı karaktere hayran kaldım, kitabın hemen başında okuyucuyu şaşırtmasına bayıldım. (Olayı yazmıyorum ki, okumayanlara bilgi vermeyim). Bab-ı Esrar'a kadar Patasana hariç bütün kitaplarını okumuştum ve sanıyorum bu nedenle ilk defa bir kitabında katilin kim olduğunu bayağı önce tahmin etmiştim ama bu kitabı bitirmeme engel değildi çünkü Ahmet Ümit'in kitaplarında katili bulsanız bile sizi içine geçen, sonuna kadar okumanızı sağlayan bir şey var ve bu durum çok keyifli.
Ahmet Ümit kitap çıkardığında hemen merak ediyorum çünkü sadece kitaplarından takip ettiğim bir yazar değil ve gerçekten iyi ki yazıyor dediğim yazarlardan.
Son kitabının da okunması gerektiğine eminim o nedenle en kısa zamanda alıp , okuyacağım sonra da diğer eksikleri tamamlayacağım.
18 Aralık 2013 Çarşamba
Yılbaşını evde geçireceksek ne yiyelim, ne içelim?
Yeni yıla sayılı günler kala yeni yılda ne yemeli ne içmeli yazımı yazmadan önce şunu söylemek istiyorum; daha önce hiç yeni yılın gelmesini bu kadar istememiştim. Çünkü yeni olan beni her zaman korkutur, ama bu sefer 2013 bir an önce bitsin istiyorum. Tahmin ettiğiniz gibi benim için çok iyi bir yıl değildi. Neyse başlıkta vaad ettiğim konuya dönelim. Yeni yıla 12 gün kaldı ve evde kutlayacaksak yemek ve içecek işini ne yapmalıyız.
Öncelikle içecek ve abur cubur konusunda marketlerin yılbaşı sepetleri var, belki onlara bakabilirsiniz. Aklınıza yatanı alabilirsiniz. Ben burada tek tek yazmayacağım (reklam olmasın). :) Ama bence yılbaşında asıl konu ana yemek ve yapacağımız yemeğin yanına içki olarak ne iyi gider onu seçmek.
Benim tercihim her zaman yılbaşında içecek olarak şaraptır ki bence zaten yemeğin yanına en iyi giden alkollü içecek. Ana yemek olarak ise herkesin damak tadına göre bir şey yapmasını tavsiye ediyorum. Ama sofrada zeytinyağlı bir yemek ve salata bence mutlaka olmalı. Çorbayı da unutmamak lazım. Yemekler yenildikten sonra işin eğlence kısmı için bence bira veya vokta ve yanına, sevdiğiniz bütün abur cuburlar olmalı; çikolatadan tutun da mısıra kadar.
Şimdiden sofralarınız için ne yapacağınıza karar verin bence çünkü son ana kalınca işler yolunda gitmiyor. Ben yılbaşı için sanıyorum marketlerin sepetlerinden alacağım, yani kolaya kaçacağım. İnşallah hepimiz için güzel bir yılbaşı ve yıl olur diye de ümit ediyorum.
5 Kasım 2013 Salı
Okuma Şenliği Kış 2013 Kitaplarım
http://pinucciasbooks.blogspot.com/2013/11/okuma-senligi-kis-2013.html kitap okumayı seveler için çok güzel bir kitap okuma şenliği var. Ben listemi oluşturdum siz de bloğa göz atın ve etkinliğe katılmak istiyorsanız listenizi oluşturun. Benim listem şu şekilde;
1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi’nden çıkan bir kitap:
Yabancıların Kızı Elizabeth Coker
Balığın Esir Düştüğü Yer Cem Akaş
10. Kategori (25 puan): Yasaklanmış bir kitap:
1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi’nden çıkan bir kitap:
Yabancıların Kızı Elizabeth Coker
2. Kategori (10 puan): Kütüphaneden ödünç alınmış veya sahaftan satın alınmış bir kitap :
Kayda Geçsin Ece Temelkuran
3. Kategori (10 puan): Adında bir hayvan adı olan bir kitap :
Balığın Esir Düştüğü Yer Cem Akaş
4. Kategori (15 puan): 600 sayfadan uzun bir kitap:
Tarihçi Elizebeth Kostova
5. Kategori (15 puan): Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazarın bir kitabı:
Tatlı Perşembe John Steinbeck
7. Kategori (15 puan): Hiç okumadığınız bir ülke edebiyatından bir kitap:
Onbir Futbol Öyküsü Camilo Jose Cela (İspanyol edebiyatı)
8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere:
Hobbit Tolkien
9. Kategori (20 puan): Adında kış mevsimine ilişkin bir sözcük olan veya konusunda kış teması olan bir kitap:
Kar Kokusu Ahmet Ümit
10. Kategori (25 puan): Yasaklanmış bir kitap:
1984 George Orwel
Kitap 1949 senesinde Amerika ve İngiltere'de halkı ve hayatı manipüle ettiği için yasaklanmıştır.
12. Kategori (25 puan): Yayınlanmış en az beş kitabı olan bir yazarın ilk kitabı:
Kinyas ve Kayra - Hakan Günday
13. Kategori (25 puan): Bir biyografi veya otobiyografi:
Ekmek Arası Charles Bukowski
14. Kategori (30 puan): Okuma yazmayı öğrendiğiniz yıl ilk kez yayınlanmış bir kitap:
Transpotting Irvine Welsh (1993 yılı)
15. Kategori (40 puan): Bir üçleme veya aynı seriden üç kitap:
Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi (ilk üç kitap) Douglas Adams
28 Eylül 2013 Cumartesi
Her zaman anlatır mısın, yalansız, dolansız ?
Son birkaç gündür aslında 1 haftadır insanların iğrençliklerine şahit oldukça ve insanlar bu kadar kötüyken hâlâ yaşıyorlar ama Deniz gibi benim güzel arkadaşım, yol arkadaşım, asıl bu hayatta yaşamaya devam etmesi gereken güzel adam neden yok demeye başladım (aslında bunu facebookta dolanırken bir anda tanıdık birine denk gelmem ve onun söylediği bir iki şeyden sonra, kimin eli kimin cebinde belli değil bu nasıl bir tesadüftür dedikten sonra iyice anladım).
Hayat sizi enterasan tesadüflere götürebiliyor bazen, ben de onu yaşadım sonra aklıma bazı şeyler geldi ve şunu diyorum hayatınızdaki insana en başında ne kadar dürüst oldunuz veya ilişkiye başladıktan sonra başınıza gelen bir olayı anlattınız mı, yoksa canını sıkarım diye mi düşündünüz ve soruyorum yalansız, dolansız her zaman anlatıyor musunuz, anlattınız mı?
Ben Deniz'i bir kere bıraktım, içimde uktedir çünkü hayatımda ilk defa o yaz İzmir'e gidemedim. çünkü yaza denk geldi, güzel güzel geçireceğimiz dolu dolu 3 ayımız olacaktı ama ben bıraktım. Çünkü ona yapma dediğim bir şeyi yapmıştı ve beni o kız karşısında savunmasız duruma düşürmüştü, ne kadar haberim var desem de kendi içimde bunu başkasından duymak hem de beni sinir etmeye çalışan birinden duymak hiç hoş değildi. Deniz'e şunu demiştim "düzgün düzgün konuşmadığını biliyorum ama sana ne olursa olsun, konuşma demiştim, konuştuysan da bunu bana söylemeliydin, senden önce o söylememeliydi ve ben bugün dediğimden daha fazlasını söyleyebilmeliydim". Sonrasında en güvendiğim adam bile böyle yapıyorsa beni savunmasız bırakıyorsa ben gidiyorum deyip gitmiştim. O kız 19 yaşındaydı, şu anda bu kadın 26 yaşında. Aynısı yine başına geldi, hatta bu sefer ki durum farklıydı, hayatındaki adam gayet düzgün konuşmuştu ve söyleme zahmetine bile girmedi gerçi bundan 1 buçuk yıl önce falan oldu bu olay ama başkasından duymak yine hoş değildi ve bu sefer 19 yaşındaki o kız yoktu o yüzden hiç yaşanmamış gibi yaptı ama işte son yaşadığı saçma tesadüften sonra yine aklına geldi, yine kırıldı. Birkaç şey daha var ama konunun özünü anlatabildim diye düşünüyorum.
Son olarak şunu diyorum hayatımızdaki adamlara bizi "kırmamak" adına yaptıklarınız varya sonradan öğrenince daha çok incitiyor, o yüzden siz söyleyin en güvendiklerimiz olarak.
22 Temmuz 2013 Pazartesi
Güçlü olabilmem için hep hatırlat neleri atlattığımı
Hep beni unutma, hep hatırla ve bu sayede güç topla diyorsun değil mi, mesela ben unutmuşken öldüğün günü sen bunu bazen dinlememi sağladığın bir şarkıyla hatırlatıyorsun. Birinin Pinhani dinlesek dediğinde açıyorum son albümü ve orada çalan son şarkı bir anda olduğum yerde kalmamı ve bir kere daha dinlememi sağlıyor şarkıyı. Sözleri seni hatırlatıyor;
Gel bu gece bana gel
Uyumadım hiç
Döndüm bütün gece sağa sola
Gör, uykunda beni gör
Rüyanda sarıldım sana ve kokladım
Buram, buram saçını okşadım
Son seferinde bana bıraktığın
Resimlere baka, baka ağladım
Sen düşünme beni hiç
Önemli olan sadece kavuşmamız
Ne yapardım ya sen olmasaydın
Hiç bilmez bu şehir, hiç anlamaz bu şehir
Hiç görmedi seni, hiç görmedi bizi birlikte
Çok uzun bir zamanı geride bıraktık
Ama kimi zaman da ayrıyız
Bu kez daha da uzun sürecek
Ayrı ayrı geçen o her günü ilerde her an hatırlayacağız
Biz de hep ayrı ayrı şehirlerdeydik ama hep birlikteydik, insanlar yanıbaşındayken başaramıyorlar ama biz yapabildik. Tam sonunda aynı şehirdeyiz derken sen artık bu dünyada yoktun. Sen de dedin o konuşmada bu sefer ki daha da uzun sürecek diye ama çok çok uzun sürdü ve çok zor geldi bu sefer. Sen yokken neler yaşadım aslında biliyorsun ve birgün beni her şeyden kurtarmak için bir yerde olmamı sağladın ve ben o gün sanıyorum o gün aşık oldum. Güzel adam artık yoktu ama gerçekten başka bir güzel adam vardı artık hayatımda. Eylül güzel bir aydır, sonbahar mevsimini çok severim ama hiç 2011 yılındaki kadar güzel gelmemişti.
Bana sen onun bu dünyada bıraktığı bir parçasısın diyebilecek kadar güzel bir adam o, hep olsun ve hep sükredeyim ben. İyi ki var dediğim ve hep olsun istediğim.
Son olarak, güçlü olabilmem için hep hatırlat neleri atlattığımı ben unutsam bile..
18 Temmuz 2013 Perşembe
Gerçek Yolculuk Geri Dönüştür
Kadın evine doğru yola çıkmak için kontağı çalıştırmıştı. Adam ise telefonun başında beklediği bir haberi almak için heyecanla bekliyordu. İkisinin de birbirlerinden haberi yoktu ama henüz. Birgün illa karşılaşacak, yemek yiyecek, birbirlerini tanıyacak, tartacak ve uzun soluklu bir ilişkiye başlayacaklardı.
Tabi eğer kadın evine doğru yola çıkabilseydi ve adam da beklediği haberi aldığı gibi evden dışarı fırlasaydı. Olacaktı bu. Tesadüfler ve olması gerektiği için olacak olan şeyler olacak ve birbirlerini bulacaklardı. Ama kadının işleri beklediği gibi olmadı ve eve doğru yola çıkamadı, adamın ise beklediği haber olumsuzdu ve koltuğa oturup kaldı.
Hayatımız aslında biraz böyle, şöyle olsaydı böyle olurdu, şu olsaydı bu gerçekleşecekti şeklinde gidiyor. Eğer gerçekten mutlu olmak ve sonunda evimiz gibi gördüğümüz yerleri bulmak istiyorsak gerçek bir yolculuğa çıkmak gerekiyor. Hem geçmişle hem gelecekle. Bu hikayede şu an yok...
İnsanlar Çok Tehlikeliler
İnsanlar garipler, ne olduklarının farkında olmadan yüksekten yüksekten konuşuyorlar. Gariptir kendileri çok bilmişlik yaparken sürekli her şeyi çok biliyormuş gibi yapan insanları sevmiyorum diyorlar.
Bazı hatun kızlarımız var gelmişler kaç yaşına hâlâ normal iletişim yolunun laf sokmak olduğunu sanıyorlar bir de bunu ballandıra ballandıra, övüne övüne anlatıyorlar. Bir de bunu iyi anlaştığını iddia ettiği arkadaşına yapıyorlar ve sırf laf soktular diye kendilerini zeki zannediyorlar.
Sonra bu hanım kızlarımızın sevgilisi oluyor mesela aslında neredeyse aynılar, çünkü buldukları kişiler ilk paragrafta anlattığım tarzda kişiler yani çok şey bildiğini iddia eden, karşısında onun bilemediği bir şeyi cevaplayan biri olduğunda sinirlenen insanlar. İşin garip yanı bunun farkında da değiller.
Bu insanlar ne olduklarının farkında olmadıkları gibi ortada onlara sinirlenmek için çok fazla sebebi olan biri onlara bir şey dediğinde iğneyi kendine batırmadıkları gibi neden böyle oldu ki diye şaşırıyorlar. Bir de gariptir kendilerine sabırlı diyip karşıdaki insana resmen "geçimsiz" yaftasını yapıştırıyorlar.
Bu kulaklar var ya bu kulaklar yıllardır %15 fazla duydu her şeyi, sizin duymadığını sandığınız her şeyi duydu. Ve sahip olduğum gözler var ya çok iyi karakter analizi yaptı. İlk başta dikkat ettiğim bir kaç şey olur bir insanla karşılaştığımda ve kendimi bildiğim yaştan bu yana beni hiç yanıltmadı.
Yani aslında şu sıralar bu kadar gözüme batan iki karakter var ama genel olarak insanlar kötüsünüz, zararlısınız, aslında geçinmeyi bilmeyen, bir ortamda bulunurken oraya ait nasıl kurallar olduğunu anlayamayan ve bunları uygulayamayan, aslında işinize gelmediği için işi hep başkasına yükleyen tiplersiniz. Sizinle aynı ortamda bulunmaktan iğreniyorum insanlar. Zaten gün içerisinde bir sürü şeye beyin yorarken bir de insanlar sizle uğraşmak istemiyorum.
Hadi canım biraz uzaklaşın, biraz daha, bak çok az kaldı az daha git, git, git.....
Bazı hatun kızlarımız var gelmişler kaç yaşına hâlâ normal iletişim yolunun laf sokmak olduğunu sanıyorlar bir de bunu ballandıra ballandıra, övüne övüne anlatıyorlar. Bir de bunu iyi anlaştığını iddia ettiği arkadaşına yapıyorlar ve sırf laf soktular diye kendilerini zeki zannediyorlar.
Sonra bu hanım kızlarımızın sevgilisi oluyor mesela aslında neredeyse aynılar, çünkü buldukları kişiler ilk paragrafta anlattığım tarzda kişiler yani çok şey bildiğini iddia eden, karşısında onun bilemediği bir şeyi cevaplayan biri olduğunda sinirlenen insanlar. İşin garip yanı bunun farkında da değiller.
Bu insanlar ne olduklarının farkında olmadıkları gibi ortada onlara sinirlenmek için çok fazla sebebi olan biri onlara bir şey dediğinde iğneyi kendine batırmadıkları gibi neden böyle oldu ki diye şaşırıyorlar. Bir de gariptir kendilerine sabırlı diyip karşıdaki insana resmen "geçimsiz" yaftasını yapıştırıyorlar.
Bu kulaklar var ya bu kulaklar yıllardır %15 fazla duydu her şeyi, sizin duymadığını sandığınız her şeyi duydu. Ve sahip olduğum gözler var ya çok iyi karakter analizi yaptı. İlk başta dikkat ettiğim bir kaç şey olur bir insanla karşılaştığımda ve kendimi bildiğim yaştan bu yana beni hiç yanıltmadı.
Yani aslında şu sıralar bu kadar gözüme batan iki karakter var ama genel olarak insanlar kötüsünüz, zararlısınız, aslında geçinmeyi bilmeyen, bir ortamda bulunurken oraya ait nasıl kurallar olduğunu anlayamayan ve bunları uygulayamayan, aslında işinize gelmediği için işi hep başkasına yükleyen tiplersiniz. Sizinle aynı ortamda bulunmaktan iğreniyorum insanlar. Zaten gün içerisinde bir sürü şeye beyin yorarken bir de insanlar sizle uğraşmak istemiyorum.
Hadi canım biraz uzaklaşın, biraz daha, bak çok az kaldı az daha git, git, git.....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)