5 Eylül 2012 Çarşamba

Güzel adamlar güzel giderler



Dört yıl boyunca hiç gelmeyecek bir adamı beklediniz mi, gelmesi imkansız olan bir adamı? O yaptı bunu, tanıdığım o kadın yaptı bunu, gelmeyeceğini ise dördüncü yılın sonunda anladı...

Çok vaktim yok beni dinle dedin. Bunu dediğinde anlamıştım ve o sarsıntının etkisiyle kalakaldım, bu sefer gidecektin. Hayır dedim yine kurtarabilirim seni. Bu sefer olmaz dedin, ilkinde şanslıydın zamanında yetiştin ama bu sefer çok vaktim yok, tıp okuyorum bu sefer hiç şansa bırakmadım. İşte o an anladım, gidiyordun, gözlerindeki kararlılığa meydan okumak imkansızdı. Zaten kararlılığına karşı çıkmak anlamsızdı hep. O vakit diyeceklerin olduğunu ve seni dinlemem gerektiğini fark ettim, çok vaktin yoktu dediğin gibi. Ama nasıl yapardım ki bir daha göremeyeceğim bu güzel adamın yüzüne son kez bakarken nasıl sakin ve soğukkanlı olarak onu dinleyebilirdim ki? Zordu ama biliyorum ki güzel adamlar güzel veda ederlerdi ve sen de güzel gidecektin. O yüzden başladım dinlemeye.

Sütünü içtiğim ilk zamanı hatırlıyor musun demekle başladın ilk, benim için eğlenceli bir çocukluk anısıydı o. Sen haftaiçi sütlerimi içip haftasonu bana getiren çocukluk arkadaşımdın. Sonra İzmir'e bizimle gelmen için anneni ikna ettiğim zamanı hatırlıyor musun dedin. Nasıl unutabilirim ki ben 8 sen 10 yaşındaydın ve 10 yaşında resmen bütün gün kapının önünde anneme yalvarmıştın. Çocukluk günlerimin geçtiği en güzel ile İzmir Karşıyaka'ya ilk gidişimiz de bu şekilde oldu. Sonra ilk ayrılışımızı hatırlıyor musun dedin ki 9 yaşındaydım siz İzmir'e gittiğinizde ve tam dört yıl sonra geri döndünüz Ankara'ya. Lise için olmuştu bu dönüş, sen o şehri bırakıp Ankara'ya gelmeyi tercih etmiştin. İnsanlar denizi olmadığı için Ankara'yı sevmezken sen denizin en güzel olduğu şehri bırakıp gelmiştin. Bu gelişten üç yıl sonra ise beni bu şehre çeken bir şey var diyerek o konuşmayı yapacaktın. 15 yaşımdaydın bu şehre geri döndüm dedin ve üzerimde bir gömlek vardı hatırlıyor musun dedin. Hatırlamıyordum sana dair hatırlamadığım tek şeydi o. O gömleği yıllar sonra seni gördüğümde üzerimde olduğu için hiç atamadım dedin ve o gömlek şimdi bende, evde duruyor arada giyiyorum. Ben de her şeyini verdim ama ona kıyamadım çünkü sen de kıyamamıştın. Sonra hayatıma senden önce giren küçük kız çocukları için beni affet dedin ki affedilecek bir tarafı yoktu zaten önemsizdi onlar biri her ne kadar canımı sıksa da. Onlar senin için ne istediğini bilmeyen küçük kız çocuklarıydı zaten. Neil Sadaka You Mean Everything to Me'nin hayatımızdaki önemini unutmayacağım dediğin an, aklıma o gün geldi, her şeyi söylediğin ilk an. Sonrasında yaşadığımız dört güzel yıl... Zorla sana şarkı söylettiğim bateriye alıştırdığım günler güzel günlerdi, keyif aldığım nefes aldığımı hissettiğim zamanlardı dedin ki ben hiç zorla yaptığımı düşünmedim. Bizi hayat çok ayırdı dedin ki aslında biz hep birbirimizin yanındaydık. istanbul'a geldiğim zaman iki yıl boyunca yine farklı şehirlerde yaşadık ama bunu atlattık dedin ve evet başarmıştık. İlk ve son kez ben gidiyorum diyip gittiğin zaman ne yapacağımı bilemedim dedin ama kırılmıştım ve gitmiştim. Bizim aramızda ayrılık olamazdı ki zaten ve sen hiçbir şeyi bahane etmeden sadece bekledin ve bir gün dört aydır konuşmamamıza rağmen öyle bir mesaj attın ki sanki bir saat önce görüşmüşüz gibi. Zaten sana da bu yakışırdı ve bizim aramızdaki bu ilişkiye. Her şeyi söyledikten sonra ben dünyaya ilk geldiğimde gördüğüm kadının yüzüne bakamıyorum, o kendi acısını yok sayıp bizle bu kadar ilgilenirken ben ona yakın olamıyorum dedin, haklıydın bu düşünceden o bile vazgeçiremedi seni ben de çok uğraştım, olmadı...

Son cümlelerin ise hep aklımdaydı. Ben bir kadını çok sevdim dedin, ona kadar tanıdığım yaşadığım her insanı hiçe saymamı sağladı. Nereye gidersem gidiyim ne yaparsam yapıyım hep yanımda hissettim, hep aklımdaydı. Herkesle bir şekilde vedalaştım hiç kimse anlamadı ve son olarak ona veda etmek istedim çünkü herkesten daha çok yanımdaydı her zaman. Bu vedayı yaşlanınca yapmak istiyordum ama zaten ruhum yaşlandı, artık kaldıramıyor dedin. Gitme vakti günışığı dedin, sen hep umutsuzluğu değil umudu, kaybetmeyi değil kazanmayı öğrettin ve zor olacak biliyorum ama yapacaksın, başaracaksın ve yaşarken benim için de yaşayacaksın dedin.

Bu sözlerden sadece 2 dakika sonra kalp krizi geçirmeye başladın ve hep derdin erken yaşlarda kalp krizi geçiriyorsan kurtulman zordur. En yakın hastane 10 dakika uzaklıktaydı ve ambulans geldi hemen ama geç olduğunu yolda giderken anladık. Çünkü elin elimdeyken kalbin durdu. O gece çok zordu... Ertesi sabah ise benim için yeni bir hayat başlıyordu.

Elini son tutuşum o değildi aslında çünkü ben sana son kez sarılamadım, son kez elini tutamadım... Hayatta neyin son olduğunu bilmiyoruz çünkü. Senin olmadığın hayatımda senin için de yaşadım, zor oldu hiç kolay değildi çünkü sevgiliden önce 13 yıllık yol arkadaşımı kaybetmiştim ben. Ama dediği gibi yaptım her zorluğuna rağmen yaşadım, bazen gitme düşüncesi galip gelmeye çalışsa da onu bastırdım ve yaşadım. Hep onu bekledim gelmeyeceğini bile bile bekledim ama zaten aslında hiç gitmedi hep yanımdaydı, her zorlukta ruhunu yanımda hissettim. Beni başka bir özel ve güzel adama emanet etmekmiş amacı aslında sonunda bunu anladım. (Onu buraya yazmayacağım o ayrı bir başlıkta olabilir ancak)

Sen güzel gittin adam ben senin yokluğunda yarım kalmadım hiç, yaşadığımız güzel günler sayesinde yaşayabildim. Gelişin gibi gidişin de güzel oldu, acı oldu ama geride bırakmadın kimseyi. Üzdün insanları evet ama herkes ne güzel bir adamdı dedi hep senin için. Seni çok özledim, keşke arkadaşım burada olsaydı da güzel güzel konuşsaydık dedim evet ama hiç sana kızmadım, kızamadım, sen güzel gittin çünkü. Biliyorum ki güzel adamlar güzel giderler, ne ben seni haketmiyorum cümleleri ederler ne de yapamıyorum derler. Aksine biz çok güzel şeyler yaşadık ve hep başardık, artık tek başına bu hayatı başarmalısın derler.

Kısacası güzel adamlar gerçekten güzel giderler...